Libya Temsilciler Meclisi’nin, Ulusal Mutabakat Hükümeti tarafından Türkiye ile 2019’da imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’nı 20 Ekim’de, aradan yedi yıl geçtikten sonra onaylaması AB’de geniş yankı uyandırdı. AB diplomatik çevrelerinde, meselenin Türkiye ile ilişkilerde yeni bir gerilim konusu haline gelebileceği değerlendirmeleri yapılıyor. Yunanistan, Libya Temsilciler Meclisi’nin kararının ardından, AB kurumları ile üye ülkeleri son gelişmeler konusunda bilgilendirdi. Atina, anlaşmayı 2019’dan beri zaman zaman AB’nin gündemine taşıyor. 12 Aralık 2019 tarihli AB Zirvesi sonuç bildirisinde, “Bu mutabakat zaptı, üçüncü devletlerin egemenlik haklarını ihlal etmektedir, deniz hukukuna aykırıdır ve üçüncü devletler için herhangi bir hukuki sonuç doğuramaz” ifadeleri yer almıştı. Libya Temsilciler Meclisi’nin anlaşmayı onaylayabileceğinin gündeme geldiği 2025’te de Yunanistan konuyu vakit kaybetmeden AB gündemine taşımıştı. 26 Aralık 2025 tarihli AB Zirvesi sonuç bildirisinde, 2019’da belirtilen noktalar yeniden vurgulanmıştı. AB kurumlarından yanıt gecikmedi. Libya Temsilciler Meclisi’nin kararıyla ilgili Brüksel’den yapılan ilk kurumsal açıklama, AB Konseyi Başkanı Antonio Costa ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen tarafından geldi. Costa ile von der Leyen, mutabakat zaptının onaylanmasını “derin üzüntüyle” karşıladıklarını duyurdu. İki lider, ortak yazılı açıklamalarında AB’nin konuya yönelik tutumunun 2019 zirvesinin sonuçlarında açıkça ortaya konduğunu ve değişmediğini kaydetti. Açıklamada, “Bu anlaşma, üçüncü devletlerin egemenlik haklarını ihlal etmektedir, deniz hukukuna aykırıdır ve geçersizdir” ifadeleri kullanıldı. AB Konseyi, Avrupa Parlamentosu (AP) ile yasama ve bütçe yetkilerini paylaşan temel karar organlarından biri olarak görev yapıyor. Avrupa Komisyonu da AB’nin yürütme organı niteliğini taşıyor.
AB, daha önceki açıklamalarında olduğu gibi, belgenin onaylanmasının ardından yaptığı değerlendirmelerde de Yunanistan’ın telkinlerini göz önünde bulundurdu. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nın 20 Ekim tarihli açıklamasında, “Söz konusu karar, mutabakat muhtırasının yasa dışı, hükümsüz ve geçersiz olduğu, uluslararası deniz hukukunu ihlal ettiği ve bölge ülkelerinin egemenlik haklarını çiğnediği gerçeğini değiştirmemektedir” denildi. Açıklamada, “Coğrafya ve uluslararası deniz hukuku tek taraflı, hukuki dayanaktan yoksun parlamenter kararlarla değiştirilemez” ifadesi de yer aldı. Brüksel’den gelen mesajlar, AB’nin konuya ilişkin yaklaşımının ve Türkiye’nin tezlerini reddeden tutumunun değişmesinin beklenmediğini gösteriyor. Bir AB yetkilisi, “Metnin onaylanması mevcut tavrı değiştirmez” açıklamasında bulundu. Bu yorum, AB’nin konuya bakışını ortaya koyuyor. Kallas, Fidan’la yaptığı görüşmenin sonrasında açıklama yaptı: ‘AB’nin çizgisi kesin ve açık’. Costa ve von der Leyen’in 20 Ekim’de yaptıkları ortak açıklamadan bir gün sonra, AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas da 27 üye ülke adına konuştu. Kaja Kallas, açıklamasını Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la Brüksel’de gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptı. Kallas’ın mesajında öne çıkan noktalar, von der Leyen ve Costa’nın ortak açıklamasındakilerle neredeyse birebir örtüşüyordu. Kallas, AB’nin mutabakat konusundaki tavrının kesin ve açık olduğunu vurguladı. Doğu Akdeniz’de istikrarlı ve güvenli bir ortam kurulmasının AB’nin stratejik çıkarları arasında bulunduğunu belirten Kallas, tüm ülkelere, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) de dahil AB hukuku ve uluslararası hukuk çerçevesinde bütün üye devletlerin egemenlik haklarına saygı gösterme çağrısı yaptı. Türkiye, mutabakat muhtırasının uluslararası hukukla uyumlu olduğunu ve Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı haklarını güvenceye aldığını savunuyor. Ankara, AB’nin tarafsız bir yaklaşım sergilemediğini, yalnızca üye ülkeleri Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iddialarını benimsemeye yöneldiğini de öne sürüyor. Yunanistan, 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) kapsamında Ege Adaları’nın da ana kara gibi tam kıta sahanlığına ve Münhasır Ekonomik Bölge’ye (MEB) sahip olduğunu belirtiyor. Sözleşmeye taraf olmayan Türkiye ise Ege Adaları’nın, bilhassa Anadolu ana karasının kıyı projeksiyonunu kesen adaların, ana karalarla aynı şekilde tam kıta sahanlığına ve MEB’e sahip olamayacağı görüşünü savunuyor. Ankara’ya göre deniz sınırları çizilirken esas alınması gereken ilke “eşit uzaklık” değil, “hakkaniyet”; Doğu Akdeniz ve Ege gibi kapalı veya yarı kapalı denizlerin kendilerine has coğrafi şartları da göz önünde tutulmalı. Libya da Türkiye’nin tezinde ifade edildiği gibi, adaların ana karaların önünü keserek deniz yetki alanlarına sahip olamayacağı düşüncesini destekliyor. Fidan’ın AB’ye mesajı: ‘Meşru bir anlaşma, tartışmaya gerek yok’. AB, Türkiye ile Libya’nın imzaladığı anlaşmanın uluslararası hukuka aykırı ve “geçersiz” olduğunu ısrarla söylerken, Türkiye’nin tutumu “Konunun tartışılması bile gereksiz” şeklinde. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 21 Ekim’de Brüksel’de yaptığı açıklamada, belgeyi 2019’dan beri yürürlükte olan bir anlaşma olarak gördüklerini belirtti. Fidan, “Bu, gerek hukuksal açıdan gerek siyasal açıdan son derece meşru bir anlaşmadır. Bunu tartışmaya gerek yok” dedi. AB, üyesi Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yanında. Costa ve von der Leyen’in ortak açıklamalarında, AB üyeleri Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti’yle dayanışma içinde olunduğu yeniden teyit edildi. Mutabakat muhtırası, olağan gündem maddeleri arasında olmamasına rağmen AP’de de ele alındı. AP’nin Yunan üyelerinden Elissavet Vozemberg-Vrionidi, konuyla doğrudan bağlantısı bulunmayan bir oturumda mutabakat metninin onaylanmasını kınadı. Elissavet Vozemberg-Vrionidi, alınan kararın Yunanistan ile Kıbrıs’ın egemenlik haklarını sorguladığını ve uluslararası deniz hukukunun temel ilkelerine aykırı olduğunu ileri sürdü. Vrionidi, AB üyesi devletlerin egemenlik haklarının korunması için acil önlem alınması çağrısında bulundu. AP Başkanı Roberta Metsola da bu açıklamanın ardından, “Dile getirilen endişeleri paylaşıyoruz. Yunanistan ve Kıbrıs dayanışmamıza güvenebilirler” dedi. Dayanışma mesajlarıyla ilgili BBC Türkçe’ye konuşan bir AB diplomatı, “AB kurumlarının benimsedikleri yaklaşımda şaşılacak bir durum yok. AB’nin üçüncü taraflara karşı üye ülkeleriyle dayanışma içinde olması doğal” diye konuştu.
Yunanistan bundan sonra nasıl bir yol izleyebilir? Diplomatik kaynaklar, Atina’nın meseleyi AB gündeminde tutmak için çaba göstermesinin beklendiğini aktarıyor. Bundan sonraki olası adımları BBC Türkçe’ye değerlendiren bir AB ülkesi diplomatı, “2019 ve 2025’te konu hızlı bir şekilde AB liderlerinin önüne gelmişti” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Gelinen aşamada da benzer bir yaklaşımın öne çıkacağına kesin gözüyle bakılabilir. Konuya, muhtemelen ilk AB Zirvesi’nin sonuç bildirisinde değinilecektir.” Yunanistan’ın bu defa önceki bildirilerde yer alan ifadelerin yinelenmesiyle yetinmeyerek Türkiye açısından daha olumsuz bir söylemin benimsenmesini sağlamaya çalışması ve somut sonuç getirecek adımlar atması ihtimal dahilinde. Brüksel’deki diplomatik değerlendirmelere göre Yunanistan ile Kıbrıs Cumhuriyeti, kendilerine yakın tutum sergileyen Fransa’yı ve ilk günden beri konuya yakından dahil olan İtalya’yı girişimlerine destek olmaya ikna etmeye çalışabilir.




YORUMLAR
İLK YORUM YAPAN SEN OL